Kuran Tv

FORUMDA SON KONULAR

Bütün dinlere üstün kilmak için resulünü hidâyet ve hak dinle gönderen O'dur. Buna sahit olarak Allah yeter.

[Fetih Suresi,28]]

SON YAZILAR

Bir azm, eğer iman dolu bir kalbe girerse,[1]

Bir azm, eğer iman dolu bir kalbe girerse,

İnsan da, o imandaki son… YAZININ DEVAMI

Ekleyen : [Çiğdem'im]
Cevaplar : ilk siz olun
3 kez okundu

SON YAZILAR

Allah Derim[2]
Ekleyen : [Islamgülü]
Cevaplar : 2 tane
9 kez okundu

SON YAZILAR

Filistinli Çocuğun Vasiyeti[3]

Bu vasiyeti yazmak nerden aklıma geldi bilmiyorum. Muhammed Dürre’nin okul yolunda terör devleti… YAZININ DEVAMI

Ekleyen : [Islamgülü]
Cevaplar : 3 tane
14 kez okundu

SON YAZILAR

ÜLKEMİZİN İFTİHARLARI[4]

Türk doktor, Almanların keseceği bacağı kurtardı

İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji… YAZININ DEVAMI

Ekleyen : [Tevafuk]
Cevaplar : 3 tane
14 kez okundu

SON YAZILAR

EVLİLİĞE NE KADAR HAZIRSINIZ SINAYIN[5]

Evlenecek gençlerin evlilik hayatlarında mutlu olmaları için şu noktalara dikkat etmeleri gerekir: YAZININ DEVAMI

Ekleyen : [Tevafuk]
Cevaplar : 4 tane
16 kez okundu

SON YAZILAR

Hangi hayatı örnek alıyoruz?[6]

Hangi hayatı örnek alıyoruz?
Hayatımıza şöyle bir bakınca şükür duygusu mu duyuyoruz, yoksa şekva… YAZININ DEVAMI

Ekleyen : [Çiğdem'im]
Cevaplar : ilk siz olun
2 kez okundu

SON YAZILAR

Hapşırma, kalp için faydalı[7]

Hapşırma, kalp için faydalı
Hapşırmanın üst ve alt solunum yollarının en önemli savunma mekanizmalarından… YAZININ DEVAMI

Ekleyen : [Çiğdem'im]
Cevaplar : ilk siz olun
3 kez okundu


Tarih : Ekim, 2008


KALBİNE MUKABİL BİR KALP BULMAK…

Kalbine Mukabil Bir Kalp Bulmak…

Kalbine karşılık bir kalp bulmak; manevi frekansları bütünüyle tutan, gönül iletişimini tam kurabilen bir insanı bulmak demektir.

Evliliğin mutluluğa dönüşmesi için, kalplerin uyuşması, anlaşması, kaynaşması gerekir.
Kalpsiz mutluluk olmaz.
Kalp kalbe karşı olmalı…
Kalp kalbe kaybolmalı…

Kalpler bir olmalı, iri olmalı, diri olmalı…
Ölmüş kalpler taşıyan kalıplar, mutlu olabilir mi?
Evet, mesele kalıp değil, kalp meselesidir.
Kalıbına göre kalıp arayanlar; eş arayışını, bedene, kaşa, göze bağlayanlar, mutluluğu yanlış adreste arayanlardır.
Bulmak için, önce böyle birini aramak gerek… Gerçi her arayan bulamaz ama bulanlar hep arayanlardır. Aramadan bulmak mümkün mü?

Bir de arıyormuş gibi yapanlar vardır. Bunlar, her ne kadar evliliğin bir gönül işi ve manevi frekansların uyumu manasına geldiğini kabul etseler de, seçimlerini, hep maddeden, görüntüden yana yaparlar. Yani inandıkları ve düşündükleri gibi davranmazlar.
Bulamayacağı yerde arayanlar da bunlardan sayılmalıdır. Hani Nasreddin Hoca gibi… Evin bodrumunda, kömürlükte kaybettiği yüksüğünü, dışarıda, evin önünde arıyormuş… Sebebini sormuşlar…”Aşağısı çok karanlık” demiş…

Bazı gençler de kalbine karşılık kalbi böyle arıyorlar. Kalp, duygular, sevgi, şefkat, merhamet tamam ama, görüntü, en boy, kaş göz diyorlar… Hatta oralara takılıp kalıyorlar. Gönle değil, gövdeye itibar ediyorlar. Hatta bu insan sana göre değil, diyenlere de “Ben onu değiştiririm” derler. Ya da , “O gördüğünüz gibi değil, aslında çok iyi biri” iddiasında bulunurlar.
Sonra da, iletişimimiz neden kötüleşti, niçin kavga çıktı, geçimsizlik nereden geldi diye şaşırıyorlar.

Atalarımız, İKİ GÖNÜL BİR OLURSA, SAMANLIK SEYRAN OLUR demişler. Ne güzel söylemişler. İki gönül bir olmazsa, yani kalbine karşılık bir kalp yoksa saraylar zindan olur ve tabii ki eşler hayal kırıklığına uğrarlar. Zaten, sadece iki gövdenin bir olması insani bir hal de değildir.
Evliliği maddileştirenler, yalnız ten ve beden isteklerinin tatmini manasına alanlar, çok ayaklılarla aralarındaki farkı ortadan kaldıranlardır.

Bir insanın evlilik anlayışı ve bu husustaki beklentileri onun seviyesini ortaya koyar.
Evlenmeyi düşünen gençlerimiz, kalplerine karşılık bir kalp mi arıyorlar, yoksa kalıplarına karşılık bir kalıp mı arıyorlar?
İnsan, aradığını bulur.
Kalıp arayan kalp bulabilir mi?
Bulsa bile, bulduğunun ne olduğunu idrak edebilir mi?
Evlenecek gençler, önce niyetlerini düzeltmelidir. Kalbe karşı kalp mi arıyorlar, kalıba karşı kalıp mı?
Madde arayanın ruh bulması, gövde arayanın gönül bulması mümkün müdür?
Doğru ölçülerle arayışa geçtikten sonra da, “Rabbim, karşıma iyi olanı; sevebileni, merhamet edebileni çıkar” diye ciddi ve samimi dualarda bulunmalıdır.

* * *
Bazen, evlenmek üzere olan kızlarımıza, oğullarımıza soruyorum:
–Nasıl, evliliğe hazır mısın?
Birçoğunun cevabı, aşağı yukarı hep şöyle oluyor:
–Hocam, hazırlıklar tamam… Ev tuttuk, döşedik, beyaz eşya filan her şey tamam…
Sizce bu cevapta tamam olmayan bir taraf yok mu?
Bana göre, en önemli bir taraf eksik kalmış oluyor. Bu sebeple o gençlere şu soruyu sormaktan kendimi alamam:
–Peki, gönlünüz hazır mı evliliğe?
Sorum, birçok genci şaşırtır, durup düşünürler, genellikle de bir soruyla karşılık verirler:
–O nasıl oluyor?
İşte onun nasıl olduğunu bilmeyenler, Üsküdar vapurunda tanışıp evleniyor, üç gün sonra da, Kadıköy vapurunda da boşanıveriyorlar.
Evliliği, böylesine gönül dışı bir gövde işi zannedenler, Nasreddin Hoca’mızdan almışlar cevabı…
–Bu sizinki, demiş, evlilik değildir.
–Peki, evlilik değilse nedir bu yaptığımız? diye sormuşlar.
–Gündüz çifte hırlama, gece çifte horlamadır… demiş.

* * *
Evlilik, sağlam bir iletişim temeline oturmalı… Bu olmazsa olmaz mutluluk kuralını da tersinden ve hoş bir nükte ile anlatır Hocamız. Eşiyle sağlıklı bir iletişim kuramayanları bakın nasıl uyarır:
–Evliliğiniz nasıl geçiyor? demişler.
Hocamız da anlatmış:
–Evliliğimizin ilk senesi çok güzel geçti… Ben söyledim, hanım dinledi, ben söyledim hanım dinledi… İkinci sene, bizim hanım işi anladı… O söylemeye başladı… O söyledi ben dinledim, o söyledi ben dinledim…”
–Peki, hocam, sonra nasıl oldu, diyenlere de, Hiç sormayın, demiş, sonraki yıllarda da, ikimiz birlikte söyledik, komşular dinledi…
Şimdi eşlerin birlikte söylediklerini, sadece komşuları değil, bütün dünya dinliyor. Aile mahremiyeti içinde kalması gereken her şey, ekran pazarlarına dökülüyor. Sadece kirli çamaşırlar değil; edepsizlikler, iffetsizlikler, kısacası ahlaksızlığın her çeşidi, basın yoluyla toplumun tepesine yağdırılıyor.
İyi ki adına evlilik demiyorlar. Seviyesiz birliktelikler, evlilik olamaz çünkü…

* * *
Evliliği, Allah’ın emri, Peygamber Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in sünneti bilenler, örnek aileler kurmak mecburiyetindedirler. Zira başkalarını da saadetlerine imrendiren sağlam ve tutarlı aile yapısı, günümüz dünyasının en çok hasretini çektiği bir güzelliktir.
İnsanlık âlemi, kaybettiği aile hayatını çamla çırayla, yana yakıla aramaktadır.
Aile, dünyevileşmenin getirdiği benlik, bencillik ve maddecilik yüzünden yıkılmaktadır. Bu sebeple, aileyi yeniden diriltmenin yolu, maneviyattan, imandan geçmektedir. Sağlam bir Allah ve ahiret inancı olmaksızın, sağlam bir aile kurmak imkânsızdır.
Aile, daha çok almayı düşünenlerin değil; paylaşmayı, bölüşmeyi, fedakârlığı bilenlerin kurabileceği kutsal bir müessesedir. Ailede mutluluk, almayı hayaline bile getirmeden verebilenlerle sağlanır. Aile mutluluğunun kahramanları, almayı hiç düşünmezler… Ancak verdikleri döner onlara, katlana, çoğala… Bir verip bin alırlar.
Böyle bir mutluluk, ancak iki gönlün bir olmasından doğar.
Çocuklarımız, gençlerimiz gönül ehli mi?
Daha doğrusu gönülden haberdar mı?
Gönülsüz mutluluk olmaz… Ne tek başımıza, ne de evlilik hayatımızda…
Zira aile, iki gönlün tekleşmesiyle kurulur.

alıntı

10.29

2008

BU BİR İZDİVAÇ TEKLİFİDİR

Bekâr kızlarımıza ve bekâr erkeklerimize…
Ömrümün en ihtiyar yanıyla koşuyorum nereye gitmem gerektiğini bilemeden…
Soğuk kış geceleri belki sebeptir yalnızlığımın ya da ayaza çalmış yanı hayatın oysaki her an ayaz değimli yalnızlık.

Bekâr kızlarız neresi yurdumuz neresi yüreğimiz olduğunu bilemeden, doğduğumuz ilk anda ezan okudular kulağımıza sonra babalarımız fısıldadı “emanetsin kızım bana, seni eşine tertemiz saklamaya and içtim seni bir ona saklayacağım, vermeye kıyamadan hem de”…
Seni gelin edeceğim bak bu üzerine sarılan bembeyaz tertemiz kuşak senin gelinliğinin resmi kızım…
İşte bu nidalar çınladı yıllar yılı kulaklarımızda biz senin için varız yarim, babamız da öyle demedi mi? Her şey darmadağınık her şey ortada, kitaplarım kıyafetlerim odam bile dağınık, yeri değil baba ocağı, onların yeri yar ocağı…
Hazır mı? Odam, Hazır mısın? Almaya yoksa daha ne beklersin ah bir bilsem sensin dinimi tamamlayacak, bilsem ki sensin süslü seccadeleri serip sonra arkasında namaz kılacağım arayıp bulmam mı seni koşmam mı naif sinene demem mi ey bey oğlu kaderimsin kaderini ister misin?…
Ey Beyoğlu bana seni öğrettiler, annem, yetim annem öksüz annem, hep bana seni anlattı dedi “ey kızım bey kızım, eşine itaat et, onu mutlu et, damadımın rızalığını almadan adım atma her adımın Allah, her adımın beyin olsun de, bey babanın bey kızı; unutma kadının dini kocasının göğsündedir”…
Sonra kitaplar tutuşturdular daha küçücük ellerime “oku” dediler, dedim romandır annem. Dedi “evet romandır ama evlilik romanı aşk romanı” aldım bir solukta okumak için…
Ey Rabbim bu ne güzel sözlerdir benim sevdamın sözleridir Hz. Emir (as) sözüdür oysaki ben yıllar yılı Ali gibi yiğit aramadım mı Fatima olamadan hem de…
Bu ne ızdıraptır ne utançtır ki Fatima gibi bir iffet abidesi yiğit kadın sadık eş babasına anne olan bir evlat olamadan, Ali gibi yiğit peşinde koştum…
Ama anlıyorum ki beni Fatima yapması için Ali aradım…
Buyurdu yiğidim. “Kadının boynunda en büyük hak sahibi olan kocasıdır; erkeğin boynunda en büyük hak sahibi olan da annesidir.” Şaşırmadım okuduğuma hemen itaat ettim…
Sonra her satıra devam ettim “Yazıklar olsun o kadın’a ki kocasını öfkelendirsin ve ne mutlu o kadına ki kocası ondan razı olsun.” Tüylerim diken diken oldu yemin ettim razı edecektim sevdiceğimi…
“İmanı en kâmil olan mu’min, ahlaki en güzel olan ve ailesine en yumuşak davranandır; sizin en iyiniz hanımlarına karşı en iyi olanlarınızdır.” Bu satırlarda ilişti annemin emanet sözlerine ve şükrettim sen mükemmelsin rabbim senin adaletine sual olmaz en adil olan sensin…
“Bir kimsenin bir hanimi olur da onunla anlaşmaz, Allah’ın verdiği rızka kani olmaz ve kocasına zorluk çıkararak onu güç yetiremediği bir şeye mecbur ederse, Allah o kadının, kendisini cehennem azabından koruyacağı hiçbir iyi amelini kabul etmez ve bu huyuna devam ettiği müddetçe Allah ona gazap eder.” Buda ziynet oldu kulağıma…
Ve bir yemin daha oldu dudaklarımda alcığına sabredip varlığına kanaatkâr olacağıma yemin olsun sana yarim her ne verirsen ver şükredeceğim ve seni bir ömür seveceğim…

Ey Bey kızı bu sana cevabım olsun ben bey oğlan… Sana eş adayı…
Okudum gördüm itaat ettim sana. Yeminine yemin oldum sana sevda oldum ve bende sana karşılık yemin ederim ki tertemiz evlatlarımın annesi, döşeğimin süslü seccadesi, Ali gibi yiğit değilim ama olmaya gayret göstereceğim bana bu yolda Hakka ulaşma yolunda bir basamak olursan o vakittir suya bakmak gibi sana bakacağım. Namusunu ve iffetini koruyacağım seni haram gözlerin şehvet bakışlarından koruyacağım ve seni kendime eş yapacağım…
“Kadınlara ancak değerli kimse saygı gösterir ve onları ancak adî kimseler aşağılar.”
Babandan aldım seni artık emanet sahibine ulaşmıştır sana ve senden gelen her şey yerim hazır her daim odanda kütüphanende başköşede. Bende seni yıllar yılı aradım zaman zaman kaderim olmayanlarda aradım seni deli divaneydim yanlıştım ama sendin mecnun yapan beni…
Süresi ötekilerden kısa bir ömrü üzerine sana benzemeye çalışan her şeye baktım ama bulamadım seni lakin şimdi sen benim çiçeğim kara sevdam tertemizim mısraları içimi acıtan şiirim…
Sana varmak için di bütün hora sancılar bütün stabilize yollar daha hızlı gelebilmek için koştum.
İmam Hüseyin (a.s) şahadetinden beri, yiğitlik ziynet oldu yarenlerine, dinine laf uzatırsa kimse vazgeçebilesin canından. Evine sahip çıkmalısın çölde kavrulsa da zayıf bedenin…
Onlar sana Allahın emanetidir ve emanete ihanet edilmez. Cennet önce annenin ayakları altındadır sonra özlersin her bastığı yere cenneti getirecek bir eşi.
İlahı sırra erdirecektir, yar dediğinde arşa yükseltecektir, bilirsin bunu onu ararsın, gözüne uyku girmeden…
Kimi zaman çöle düşersin, kimi zaman dağı delersin, kimi zaman da ateşten denizi aşarsın yanağındaki gonca uğruna candan geçersin…
Evet, biz de Ali (as) değiliz ne haddimize Fatima’yı (as) aramak, belkide Ali (a.s) olabilmek için aramak Fatima’yı (a.s) Bir ömür seyredebileceğin bir yarın peşinden sürüklenmek. Eteğine yapışıp taşımalı seni anne gibi yar gibi arkadaş gibi…
Ve gerektiğinde şahadet vakti gelince evden tebessüm edip uğurlayacak Zeynep gibi


Alıntı….