Sorularla Ýslamiyet

FORUMDA SON KONULAR

Rahman ve Rahim olan Allah'in adiyla

Evet onlarin bu durumda dedikleri sadece su oldu: 'Ey bizim kerîm Rabbimiz, günahlarimizi ve islerimizdeki asiriliklarimizi affet! Ayaklarimizi hak yolda sabit kil ve kâfirler gürûhuna karsi bize yardim eyle.'

[Al-i Imran,147 ]

SON YAZILAR

Bir azm, eÄŸer iman dolu bir kalbe girerse,[1]

Bir azm, eÄŸer iman dolu bir kalbe girerse,

İnsan da, o imandaki son… YAZININ DEVAMI

Ekleyen : [Çiğdem'im]
Cevaplar : ilk siz olun
3 kez okundu

SON YAZILAR

Allah Derim[2]
Ekleyen : [Islamgülü]
Cevaplar : 2 tane
9 kez okundu

SON YAZILAR

Filistinli Çocuğun Vasiyeti[3]

Bu vasiyeti yazmak nerden aklıma geldi bilmiyorum. Muhammed Dürre’nin okul yolunda terör devleti… YAZININ DEVAMI

Ekleyen : [Islamgülü]
Cevaplar : 3 tane
14 kez okundu

SON YAZILAR

ÜLKEMİZİN İFTİHARLARI[4]

Türk doktor, Almanların keseceği bacağı kurtardı

İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji… YAZININ DEVAMI

Ekleyen : [Tevafuk]
Cevaplar : 3 tane
14 kez okundu

SON YAZILAR

EVLİLİĞE NE KADAR HAZIRSINIZ SINAYIN[5]

Evlenecek gençlerin evlilik hayatlarında mutlu olmaları için şu noktalara dikkat etmeleri gerekir: YAZININ DEVAMI

Ekleyen : [Tevafuk]
Cevaplar : 4 tane
16 kez okundu

SON YAZILAR

Hangi hayatı örnek alıyoruz?[6]

Hangi hayatı örnek alıyoruz?
Hayatımıza şöyle bir bakınca şükür duygusu mu duyuyoruz, yoksa ÅŸekva… YAZININ DEVAMI

Ekleyen : [Çiğdem'im]
Cevaplar : ilk siz olun
2 kez okundu

SON YAZILAR

Hapşırma, kalp için faydalı[7]

Hapşırma, kalp için faydalı
Hapşırmanın üst ve alt solunum yollarının en önemli savunma mekanizmalarından… YAZININ DEVAMI

Ekleyen : [Çiğdem'im]
Cevaplar : ilk siz olun
3 kez okundu


‘Evlilik’ konulu


01.03

2009

EVLİLİĞE NE KADAR HAZIRSINIZ SINAYIN

Evlenecek gençlerin evlilik hayatlarında mutlu olmaları için şu noktalara dikkat etmeleri gerekir:

1. EvliliÄŸi aceleye getirmeyin

Evlilik, dizi filmlerdeki gibi pembe düş değildir. İki bilinmeyenli bir denklem gibidir. Bünyesinde birtakım problemler olacaktır. Evliliğe hazır olmadan evlenmeye kalkışmayın.

2. Deli gibi seviyorum

“Deli gibi sevmek” mutlu olmaya yetmez. Denklik de önemlidir. Sadece siz deÄŸil, aileniz de denk olmalı. Kültür seviyenizden dinî inançlarınıza kadar her ÅŸeyiniz. Birbirini “deli gibi severek” nikâh memurunun önüne koÅŸan nice gençler, denk olmadıkları için üç gün sonra soluÄŸu hakim karşısında almışlardır. Arabanızı da çok seversiniz ama benzin olmadan onu iterek ne kadar götürebilirsiniz?

3. Ailem beni anlamıyor

“Ailem beni anlamıyor” yerine onların da fikirlerine deÄŸer verin. Bütün anne-babalar, çocuklarının mutlu olmasını ister. Kesinlikle art niyet taşımazlar. EÄŸer itiraz ediyorlarsa mutlaka bir bildikleri vardır. “Çünkü gençlik damarı, akıldan ziyade hissiyatı dinler. His ve heves ise kördür, âkıbeti göremez.” (Gerçi çocuklarının iyiliÄŸini düşündüklerini sanarak kendi istedikleriyle evlendirmek isteyen aileler de vardır.)

4. Önce kendinizi tanıyın

Nasıl birisiniz? Sinirli, sakin, kıskanç, bunun gibi hangi huylarınız var? Evleneceğiniz aday nasıl olmalı ki, onunla anlaşabilesiniz? Önce kendinizi tanıyın.

5. Adayınızı iyi tanıyın

Kendinizi tanıdıktan sonra da adayınızı iyi tanıyın. Bunun için ailenizden yardım isteyin. Çünkü yıllarca flört ettikleri halde evlendikten sonra “seni tanıyamamışım” diyenlerin sayıları hayli kabarıktır.

6. Kendinizle barışık olun

Kendisiyle kavgalı olan, eşiyle de kavgalı olur. Şayet depresyondaysanız veya psikolojik başka bir rahatsızlığınız varsa tedavi olun. Tedavi olmadan asla evlenmeye yanaşmayın. Hem kendinizi hem de eşinizi bedbaht edersiniz.

7. Sakın yalan söylemeyin

Nikâh masasına kadar “evet”, ondan sonra “her ÅŸey bitti” mantığıyla hareket etmeyin. “Nasıl olsa ben ona dediÄŸimi yaptırırım.” veya “onu deÄŸiÅŸtiririm” düşüncesiyle kendinizi kandırmayın. Çünkü sonradan hiçbir ÅŸeyi deÄŸiÅŸtiremezsiniz.

8. Olgunlaşın

Evlilikte olgunluk çok önemlidir. Çocuk tabiatlı, en küçük şeyde küsen, alıngan, şımarık ve bir ailenin sıkıntısını göğüslemekten aciz insanlar, eşlerini mutlu edemedikleri gibi kendileri de mutlu olmazlar.

9. Maddiyata dikkat!

Aşırı derece maddiyata önem veren adaylardan uzak durun. Çünkü madde mutluluk değil, mutluluğa basamaktır.

10. Fazla beklentide olmayın

Evlilikten çok şey bekleyenler, mutsuz olurlar. Evlilik güzel şey! Fakat o güzelliğe ulaşmak emek ister, alın teri ve çaba ister. Bunu bilerek ve evlilikten olağanüstü mutluluk beklemeyerek evlenenler, daha çok mutlu olurlar.

11. Hayalperest olmayın

Realist davranın. Hayal ülkesinin bulutlarında gezenler, dünya gerçekleriyle yüzleşemezler. İlk gerçekle karşılaştıklarında kafalarını sert kayaya çarparlar.

Gülay Atasoy

01.01

2009

Evlilik küçük beyaz bir kağıt olarak başlar

Evlilik küçük beyaz bir kağıt olarak başlar

Bir kadın ve bir erkek bu kağıdı birlikte doldurmaya karar verirler. Yazmaya başladıklarında, her ikisi de ilk kez beraber çalışmaya başladıklarını fark ederler. Her biri yazabileceği en güzel cümleyi yazar kağıda, çizebileceği en güzel resmi çizer.

Bazen erkek fazlaca yazar, çizer, bazen kadın. Bazıları önce eleyip sık dokur. Düşünür taşınır ondan sonra yazar. Yazı yazmaya, resim çizmeye devam ettikçe yorulduklarını hissederler. Yazmaya, çizmeye devam etme şevklerini kaybettikleri olur bir ara. Sonra taze bir heyecanla yeniden başlarlar. Bu, evliliğin ve ilişkinin sürmesi için verdikleri karardır. Yazma ve çizme isteği sürdükçe, kağıtta sürekli yer açılır, karalamaya devam ederler.

Bu karalama eşlerden birinin mürekkebi bitse, yani bu dünyadaki hayatı sona erse bile devam eder. Geride kalan, kağıdın hâlâ boş kalan kısımlarını karalamayı sürdürür. Bu kağıdı karalamanın birkaç kuralı vardır: Her iki taraf da yazmalıdır, çizmelidir. Biri yazmayı bırakırsa, otomatik olarak diğerinin de mürekkebi biter, şevki kalmaz, çabucak yorulur. Hem sonra, herkes kendi el yazısıyla yazmalıdır. Biri diğerinin el yazısının kendininkine benzemesini beklememeli ya da diğerinin el yazısını taklit etmeye kalkmamalıdır. Kağıdı birlikte doldurabilmek için herkesin kendisi olması gerekir.

Eşlerin birisinin yazısı çirkin olabilir ya da çizdiği resim kaliteli olmayabilir. Diğeri bunu dert edinmemelidir.
Zaman zaman eşini beğenmezse yazdığınız yazıyı silebilir, yeniden yazmaya başlayabilirsiniz. Yani, yazdıkça ve kağıt önünüzde durdukça bir sorun yoktur.

Ancak eşinizin yazığını ya da kendi yazdığınızı silerken kağıdı yırtarsanız, aşkı ve ilişkiyi yitirebilirsiniz.
Siz ne kadar güzel yazmış olursanız olun, ne kadar tatlı çizmiş olursanız olun, kağıttaki bir yırtık asla onarılmaz, öylece kalır.
Çünkü bu ilişkiye iki basit sermaye ile başladınız. Biri mürekkebiniz, yani hayatınız. Diğeri kağıdınız, yani hayatınızı birlikte biçimlendireceğiniz aşkınız.

Mürekkebinizle ne karalarsanız karalayın, kağıda zarar vermemelisiniz. Mürekkebiniz asla kurumamalı, aşkınız asla yırtılmamalı. Kağıt üzerindeki tüm hatalar, tüm eksiklikler, tüm çirkinlikler, tüm karalamalar sorun değildir aslında. sorun bütün hatalarımızı, kusurlarımızı, eksiklerimizi her nasılsa kabul etmeye hazır beyaz kağıdımızı yitirmektir.
Bu noktadan sonra bazıları kağıdı tamamen ayırıp ortaklıklarını bitirebilirler. Bazıları da yırtığa aldırış etmeksizin kağıda yazmaya devam edebilirler. Çok geçmeden, yeni yazdıkları boşlukların eskisi gibi sağlam ve temiz olduğunu fark ederler..
Mürekkebinizi bitirmeden, kağıdınızı tamamen yırtmadan yazmaya devam?

“İki parmağının ucunu iki gözüne koy…
bir şey görebilir misin dünyadan?
Görememek ayıbı, gösterememek kusuru uÄŸursuz nefsin parmağına ait iÅŸte…
Parmağını gözünden kaldır ilkin, sonra gör dilediÄŸini böyle…

İnsan gözden ibarettir aslında, geri kalan cesettir.
Göz ise ancak Sevgiliyi görene denir.”

Senai Demirci

11.24

2008

Evliliğinin bittiğini düşünenlere,Yeni evlenenlere ve bekarlara

Kocam bir mühendisti.
Onunla sâkin tabiatını sevdiğim için evlenmiştim.
Bu sâkin adamın göğsüne başımı koymak içimi nasıl da ısıtırdı…
Gel gör ki iki yıl nişanlılık ve beş yıl evlilikten sonra bu sâkinlik beni
yormaya başlamıştı. Eşimin -bir zamanlar çok sevdiğim- bu özelliği
artık beni huzursuz ediyordu.
İş ilişkiye gelince oldukça içli, hattâ aşırı hassas bir kadınım. Romantik
anlara, küçük bir çocuğun şekere düşkünlüğü gibi can atıyorum.
Oysa kocamın sakinliği, başka bir deyişle vurdum duymazlığı,
evliliğimize romantizm katmaması beni aşktan almış, uzaklaştırmıştı.
Sonunda kararımı ona da açıkladım: boşanmak istiyordum.
ÅžaÅŸkınlıktan gözleri açılarak ‘niye?’ diye sordu.
‘Gerçekten belli bir sebebi yok’ dedim, ’sadece yoruldum.’
Bütün gece ağzı nı bıçak açmadı. Düşünüyordu. Bu hâli ise hayal
kırıklığımı daha da artırmaktan başka bir işe yaramıyordu: işte,
sıkıntısını dışarı vurmaktan bile aciz bir adamla evliydim.
Ondan ne bekleyebilirdim ki!

Sonunda sordu: ’seni caydırmak için ne yapabilirim?’
Demek ki söyledikleri doğruydu:
insanların mizacı asla değiştirilemiyordu. Son inanç kırıntılarım da kaybolmuştu.
‘İşte mesele tam da bu’ dedim. ‘Sorunun cevabını kendin bulup kalbimi ikna
edebilirsen kararımdan vazgeçebilirim.’
‘Diyelim dağın tepesinde bir uçurum kenarında bir çiçek var. O çiçeÄŸi benim
için koparmak, düşüp vücudunun bütün kemiklerinin kırılmasına, hattâ
ölümüne mâl’olacak. Bunu benim için yapar mısın?’

Yüzümü dikkatle inceledi ve ‘Sana bunun cevabını yarın vereceÄŸim’ dedi.

Bu cevapla son ümidim de yok olmuştu.

Ertesi sabah uyandığımda evde yoktu. Boş bir süt şişesini mutfak masasının
üzerine koymuş, altına da bir not bırakmıştı.
‘Sevgilim’ diye baÅŸlıyordu,
‘O çiçeÄŸi senin için koparmazdım’ Kalbim yine kırılmıştı.
Okumaya devam ettim.

‘Çünkü her zaman yaptığın gibi bilgisayarın altını üstüne getirip
çökerttikten sonra monitörün önünde ağladığında, onu tekrar
düzeltebilmem için ellerime ihtiyacım var.’

‘Anahtarları her zaman evde unuttuÄŸunu bildiÄŸimden, senden önce eve
varabilmem üzere koÅŸmam gerektiÄŸinden bacaklarıma ihtiyacım var.’

‘Arabayı kullanmayı çok sevdiÄŸin halde ÅŸehirde hep yolu kaybettiÄŸinden,
yolu gösterebilmem için gözlerime ihtiyacım var.’

‘ın her ayki ziyaretinde sebep olduÄŸu, karnındaki
krampları rahatlatabilmem için avuçlarıma ihtiyacım var.’

‘Evde oturmayı sevdiÄŸinden, içe kapanıklığını dağıtmak,
can sıkıntını hafifletmek üzere sana şakalar yapabilmem,
hikâyeler anlatabilmem için aÄŸzıma ihtiyacım var.’

‘Sabahtan akÅŸama kadar bilgisayara bakmaktan gözlerinin bozulması
kaçınılmaz olduğundan, yaşlandığımızda tırnaklarını kesebilmem,
saçlarında -görülmesini istemediğin- beyaz telleri ayıklayabilmem,
merdivenlerden aşağı inerken elini tutabilmem, çiçeklerin renginin
- gençliğinde senin yüzünün rengi gibi olduğunu söyleyebilmem için
gözlerime ihtiyacım var.’

‘Ama seni benden daha fazla seven biri varsa, evet o uçuruma gidip,
o çiçeÄŸi senin için koparırım bir tanem.’

Baktım, mektuptaki yazının mürekkepleri yer yer dağılıyordu.
Göz yaşlarım mektuba düşüyordu.
‘Mektubu okuduysan ve kalbin ikna olduysa lüften kapıyı aç canım.
Çok sevdiÄŸin susamlı ekmek ve taze sütle kapıda bekliyorum.’
Koşarak kapıyı açtım. Endişeli bir yüzle ve ellerinde sıkıca tuttuğu
susamlı ekmek ve sütle kapının önündeydi.
Artık çok iyi biliyordum: beni ondan daha çok kimse sevemezdi.
O çiçeği uçurumun kenarında bırakmaya karar verdim.

Bu gerçek aşktı.




İlk yıllardaki heyecanlar içinde görmeye alıştığımız aşkın,
seneler sonra o heyecanlar kaybolup gittiÄŸinde, huzur ve durgunluk
içinde de hep var olmaya devam ettiğini göremeyebiliyoruz.

Oysa aÅŸk hep vardır. Belki artık heyecansız, belki artık romantik deÄŸil…
Belki sıkıcı, tekdüze, hatta belki yüzsüz… Ama hep oralarda bir yerdedir.

Çiçekler ve romantik dakikalar ilişkinin başlaması için elbette gereklidir.
Bir zaman sonra bunlar gitse de gerçek aşkın sütunu ebedi kalır.

Hayat tam da böyle bir şeydir.

(alıntı)

EvliliÄŸin iki düşmanı ‘kin’ ve ‘inat’

EvliliÄŸin iki düşmanı ‘kin’ ve ‘inat’

Anne dert yanıyordu:”Kızım da damadım da çok kindar ve inatlar. Küçücük bir ÅŸey için günlerce küs duruyorlar. Kızım, ‘İnat ettim o gelsin barışsın.’ damadım, ‘İnat ettim kızın gelsin barışsın.’ diyor.

Kin ve inatları yüzünden hayatlarını zindan ediyorlar.” Esasen insanların fıtratları farklı olduÄŸundan eÅŸler arasında ufak tefek de olsa anlaÅŸmazlıkların olması doÄŸaldır. Ama nedense kimi eÅŸ, hep kendi dediÄŸinin olmasını ister. Sadece “Ben doÄŸruyu biliyorum. Bu konuda ben haklıyım.” der.

İstediÄŸi olmadığında da eÅŸine küser. “O benim haklılığımı kabul edene kadar onunla konuÅŸmayacağım.” diyerek eÅŸinin gelip özür dilemesini bekler. Her iki taraf’da böyle düşününce eÅŸler arasında bir kördüğüm oluÅŸur. Hatta bu kör düğümü çözmek için hâkime bile baÅŸvurulur. Zaten araÅŸtırmalara göre boÅŸanmaların yüzde 90′ını incir çekirdeÄŸini doldurmayan basit ÅŸeyler oluÅŸturmaktadır. İşte bunlardan biridir aile fertlerinin kindar ve inat olmaları. Kin ve inat eÅŸlerin “sen-ben” çekiÅŸmesini doÄŸurduÄŸundan ailenin birlik ve beraberliÄŸini sarsıp “biz” kavramını zedeler. Bu yüzden meydana gelen dargınlıklar, ailenin manevi atmosferini bozar. Sebepsiz yere huzursuzluÄŸa davetiye çıkarır. Çünkü kin tutmak ve inat etmek iletiÅŸim kapısını kapatmaktır. “Ben seninle konuÅŸmuyorum.” anlamına gelen kin sayesinde bütün iletiÅŸim köprüleri yıkılır. EÅŸin teki bir tarafta, diÄŸeri ise öteki tarafta kalır. En fena ÅŸey de budur.

Vicdan sahibi bir eÅŸ, insanlık hali olarak eÅŸiyle olan tartışmadan dolayı evlilik bağını zedeleyici tavırlardan kaçınır. Sırf inadından dolayı günlerce dargın durmaz. Åžayet bir kalpte kin tohumları boy atmışsa oraya muhabbet ışığı zor girer. Kin ve muhabbet birbirinin düşmanı olduÄŸu için ikisi bir arada duramazlar. Kendi haklılığını ispat etmek için çalışmak ve “Bak iÅŸte gördün mü benim dediÄŸim doÄŸru çıktı.” demek fazilet deÄŸil enaniyettir. “Yani ben yanlış yapmam, ben hata iÅŸlemem.” diyerek kendi nefsini bütün kusurlardan öte tutmaktır.

Makul bir insan, eÅŸinden gelen bir sıkıntıdan dolayı “Acaba ben ne yaptım da böyle bir sıkıntı ortaya çıktı?” diye kaderin payını bir kenara, sonra bu olayda kendi kusurunu diÄŸer kenara koyar. Geriye kalan suçu da affeder.

BeÅŸ kuruÅŸa deÄŸmeyen ÅŸeyler için eÅŸini de, kendini de huzursuz etmez. Belki eÅŸinin kötü huyuna kin tutmak yerine “kin ve inat” denilen kendi kötü huyuna kin tutarak bu huyunun yönünü deÄŸiÅŸtirmeye çalışır. Bilir ki, “Nefsini beÄŸenen bedbahttır. Nefsinin ayıbını gören ve onun ıslahına çalışan bahtiyardır”.

Gülay Atasoy


KALBİNE MUKABİL BİR KALP BULMAK…

Kalbine Mukabil Bir Kalp Bulmak…

Kalbine karşılık bir kalp bulmak; manevi frekansları bütünüyle tutan, gönül iletişimini tam kurabilen bir insanı bulmak demektir.

Evliliğin mutluluğa dönüşmesi için, kalplerin uyuşması, anlaşması, kaynaşması gerekir.
Kalpsiz mutluluk olmaz.
Kalp kalbe karşı olmalı…
Kalp kalbe kaybolmalı…

Kalpler bir olmalı, iri olmalı, diri olmalı…
Ölmüş kalpler taşıyan kalıplar, mutlu olabilir mi?
Evet, mesele kalıp değil, kalp meselesidir.
Kalıbına göre kalıp arayanlar; eş arayışını, bedene, kaşa, göze bağlayanlar, mutluluğu yanlış adreste arayanlardır.
Bulmak için, önce böyle birini aramak gerek… Gerçi her arayan bulamaz ama bulanlar hep arayanlardır. Aramadan bulmak mümkün mü?

Bir de arıyormuş gibi yapanlar vardır. Bunlar, her ne kadar evliliğin bir gönül işi ve manevi frekansların uyumu manasına geldiğini kabul etseler de, seçimlerini, hep maddeden, görüntüden yana yaparlar. Yani inandıkları ve düşündükleri gibi davranmazlar.
Bulamayacağı yerde arayanlar da bunlardan sayılmalıdır. Hani Nasreddin Hoca gibi… Evin bodrumunda, kömürlükte kaybettiÄŸi yüksüğünü, dışarıda, evin önünde arıyormuş… Sebebini sormuÅŸlar…”AÅŸağısı çok karanlık” demiş…

Bazı gençler de kalbine karşılık kalbi böyle arıyorlar. Kalp, duygular, sevgi, ÅŸefkat, merhamet tamam ama, görüntü, en boy, kaÅŸ göz diyorlar… Hatta oralara takılıp kalıyorlar. Gönle deÄŸil, gövdeye itibar ediyorlar. Hatta bu insan sana göre deÄŸil, diyenlere de “Ben onu deÄŸiÅŸtiririm” derler. Ya da , “O gördüğünüz gibi deÄŸil, aslında çok iyi biri” iddiasında bulunurlar.
Sonra da, iletişimimiz neden kötüleşti, niçin kavga çıktı, geçimsizlik nereden geldi diye şaşırıyorlar.

Atalarımız, İKİ GÖNÜL BİR OLURSA, SAMANLIK SEYRAN OLUR demişler. Ne güzel söylemişler. İki gönül bir olmazsa, yani kalbine karşılık bir kalp yoksa saraylar zindan olur ve tabii ki eşler hayal kırıklığına uğrarlar. Zaten, sadece iki gövdenin bir olması insani bir hal de değildir.
Evliliği maddileştirenler, yalnız ten ve beden isteklerinin tatmini manasına alanlar, çok ayaklılarla aralarındaki farkı ortadan kaldıranlardır.

Bir insanın evlilik anlayışı ve bu husustaki beklentileri onun seviyesini ortaya koyar.
Evlenmeyi düşünen gençlerimiz, kalplerine karşılık bir kalp mi arıyorlar, yoksa kalıplarına karşılık bir kalıp mı arıyorlar?
İnsan, aradığını bulur.
Kalıp arayan kalp bulabilir mi?
Bulsa bile, bulduÄŸunun ne olduÄŸunu idrak edebilir mi?
Evlenecek gençler, önce niyetlerini düzeltmelidir. Kalbe karşı kalp mi arıyorlar, kalıba karşı kalıp mı?
Madde arayanın ruh bulması, gövde arayanın gönül bulması mümkün müdür?
DoÄŸru ölçülerle arayışa geçtikten sonra da, “Rabbim, karşıma iyi olanı; sevebileni, merhamet edebileni çıkar” diye ciddi ve samimi dualarda bulunmalıdır.

* * *
Bazen, evlenmek üzere olan kızlarımıza, oğullarımıza soruyorum:
–Nasıl, evliliğe hazır mısın?
Birçoğunun cevabı, aşağı yukarı hep şöyle oluyor:
–Hocam, hazırlıklar tamam… Ev tuttuk, döşedik, beyaz eşya filan her şey tamam…
Sizce bu cevapta tamam olmayan bir taraf yok mu?
Bana göre, en önemli bir taraf eksik kalmış oluyor. Bu sebeple o gençlere şu soruyu sormaktan kendimi alamam:
–Peki, gönlünüz hazır mı evliliğe?
Sorum, birçok genci şaşırtır, durup düşünürler, genellikle de bir soruyla karşılık verirler:
–O nasıl oluyor?
İşte onun nasıl olduğunu bilmeyenler, Üsküdar vapurunda tanışıp evleniyor, üç gün sonra da, Kadıköy vapurunda da boşanıveriyorlar.
EvliliÄŸi, böylesine gönül dışı bir gövde iÅŸi zannedenler, Nasreddin Hoca’mızdan almışlar cevabı…
–Bu sizinki, demiş, evlilik değildir.
–Peki, evlilik değilse nedir bu yaptığımız? diye sormuşlar.
–Gündüz çifte hırlama, gece çifte horlamadır… demiş.

* * *
Evlilik, sağlam bir iletişim temeline oturmalı… Bu olmazsa olmaz mutluluk kuralını da tersinden ve hoş bir nükte ile anlatır Hocamız. Eşiyle sağlıklı bir iletişim kuramayanları bakın nasıl uyarır:
–Evliliğiniz nasıl geçiyor? demişler.
Hocamız da anlatmış:
–EvliliÄŸimizin ilk senesi çok güzel geçti… Ben söyledim, hanım dinledi, ben söyledim hanım dinledi… İkinci sene, bizim hanım iÅŸi anladı… O söylemeye baÅŸladı… O söyledi ben dinledim, o söyledi ben dinledim…”
–Peki, hocam, sonra nasıl oldu, diyenlere de, Hiç sormayın, demiş, sonraki yıllarda da, ikimiz birlikte söyledik, komşular dinledi…
Şimdi eşlerin birlikte söylediklerini, sadece komşuları değil, bütün dünya dinliyor. Aile mahremiyeti içinde kalması gereken her şey, ekran pazarlarına dökülüyor. Sadece kirli çamaşırlar değil; edepsizlikler, iffetsizlikler, kısacası ahlaksızlığın her çeşidi, basın yoluyla toplumun tepesine yağdırılıyor.
İyi ki adına evlilik demiyorlar. Seviyesiz birliktelikler, evlilik olamaz çünkü…

* * *
EvliliÄŸi, Allah’ın emri, Peygamber Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in sünneti bilenler, örnek aileler kurmak mecburiyetindedirler. Zira baÅŸkalarını da saadetlerine imrendiren saÄŸlam ve tutarlı aile yapısı, günümüz dünyasının en çok hasretini çektiÄŸi bir güzelliktir.
İnsanlık âlemi, kaybettiği aile hayatını çamla çırayla, yana yakıla aramaktadır.
Aile, dünyevileşmenin getirdiği benlik, bencillik ve maddecilik yüzünden yıkılmaktadır. Bu sebeple, aileyi yeniden diriltmenin yolu, maneviyattan, imandan geçmektedir. Sağlam bir Allah ve ahiret inancı olmaksızın, sağlam bir aile kurmak imkânsızdır.
Aile, daha çok almayı düşünenlerin değil; paylaşmayı, bölüşmeyi, fedakârlığı bilenlerin kurabileceği kutsal bir müessesedir. Ailede mutluluk, almayı hayaline bile getirmeden verebilenlerle sağlanır. Aile mutluluğunun kahramanları, almayı hiç düşünmezler… Ancak verdikleri döner onlara, katlana, çoğala… Bir verip bin alırlar.
Böyle bir mutluluk, ancak iki gönlün bir olmasından doğar.
Çocuklarımız, gençlerimiz gönül ehli mi?
Daha doğrusu gönülden haberdar mı?
Gönülsüz mutluluk olmaz… Ne tek başımıza, ne de evlilik hayatımızda…
Zira aile, iki gönlün tekleşmesiyle kurulur.

alıntı