Kuran Tv

FORUMDA SON KONULAR

Rahman ve Rahim olan Allah'in adiyla

Mahser yeri Rabbinin nûru ile isil isil aydinlanir. Amel defterleri, hesap kitap ortaya konur, derken... peygamberler ve sahitler getirilir. Haklarinda tam adaletle hükmedilir ve onlara asla haksizlik yapilmaz.

[Zümer Suresi,69]

SON YAZILAR

Bir azm, eğer iman dolu bir kalbe girerse,[1]

Bir azm, eğer iman dolu bir kalbe girerse,

İnsan da, o imandaki son… YAZININ DEVAMI

Ekleyen : [Çiğdem'im]
Cevaplar : ilk siz olun
3 kez okundu

SON YAZILAR

Allah Derim[2]
Ekleyen : [Islamgülü]
Cevaplar : 2 tane
9 kez okundu

SON YAZILAR

Filistinli Çocuğun Vasiyeti[3]

Bu vasiyeti yazmak nerden aklıma geldi bilmiyorum. Muhammed Dürre’nin okul yolunda terör devleti… YAZININ DEVAMI

Ekleyen : [Islamgülü]
Cevaplar : 3 tane
14 kez okundu

SON YAZILAR

ÜLKEMİZİN İFTİHARLARI[4]

Türk doktor, Almanların keseceği bacağı kurtardı

İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji… YAZININ DEVAMI

Ekleyen : [Tevafuk]
Cevaplar : 3 tane
14 kez okundu

SON YAZILAR

EVLİLİĞE NE KADAR HAZIRSINIZ SINAYIN[5]

Evlenecek gençlerin evlilik hayatlarında mutlu olmaları için şu noktalara dikkat etmeleri gerekir: YAZININ DEVAMI

Ekleyen : [Tevafuk]
Cevaplar : 4 tane
16 kez okundu

SON YAZILAR

Hangi hayatı örnek alıyoruz?[6]

Hangi hayatı örnek alıyoruz?
Hayatımıza şöyle bir bakınca şükür duygusu mu duyuyoruz, yoksa şekva… YAZININ DEVAMI

Ekleyen : [Çiğdem'im]
Cevaplar : ilk siz olun
2 kez okundu

SON YAZILAR

Hapşırma, kalp için faydalı[7]

Hapşırma, kalp için faydalı
Hapşırmanın üst ve alt solunum yollarının en önemli savunma mekanizmalarından… YAZININ DEVAMI

Ekleyen : [Çiğdem'im]
Cevaplar : ilk siz olun
3 kez okundu


‘Dini Bilgiler’ konulu


01.01

2009

İnsan, Allah için sevmeli

İnsan, Allah için sevmeli

Sevgi” dünyanın en cazibeli kelimesi. Gönlümüze bir sevgi damlacığı kondu, biz sevmeyi sevdik. Özellikle sevginin pek anlam ifade etmediği şu günlerde, gerçek sevgiyi bulmak da zorlaşıyor. Bazen ise bulduğumuz sevgiyi yersiz sebeplerle elimizden kaçırıyoruz.

Saksıdaki çiçek gibidir sevgi, sürekli ilgi ve bakım ister. Yeterince ilgilenilmediğinde de solar gider. Sevgi iki taraflıdır, paylaştıkça gelişir ve büyümek için fedakarlıklar ister. Varlık bir ağaçtır, sevgi de onun tohumu. Sevgi var oldukça varlık da devam edecektir.

SORULAR

1- Sevdiğiniz kişi, sizi epeydir aramıyor
a) Ben onları ararım
b) İşleri çıkmıştır
c) Aramalarını beklerim

2- Muhatabınız ile aranızda tartışma yaşandı. Haksız taraf da sizsiniz.
a) Olayı tekrar bir gözden geçiririm
b) Muhakkak ben haklıyımdır
c) Gönül almaya çalışırım

3- Muhatabınız sizdeki bir giysiyi beğendi ……….
a) Aldığım yeri tarif ederim
b) Bendekini hediye ederim
c) Aynısından alabileceğimi söylerim

4- Çok yoğun ve yorucu bir günün ardından; muhatabınız size gelmek istedi
a) Hemen kabul ederim
b) Yarın muhakkak beklerim
c) Müsait bir günümde haber veririm

5- Tatile çıkma vaktiniz geldi ama muhatabınız sizden iki hafta sonra tatile çıkabilecek. Sizin tatil süreniz ise sadece dört hafta
a) Bir hafta olsaydı beklerdim
b) Kimseyi bekleyemem
c) İki hafta da burada tatil yapmış olurum

6- Çok acil yardıma ihtiyacınız vardı ama muhatabınız tarafından size yardım edilmedi
a) Eden kendine eder
b) Muhakkak bir açıklaması vardır
c) Bir başkasından yardım isterim

7- Muhatabınız tarafından size hediye verildi ve siz bu hediyeyi beğenmediniz
a) Düşünülmek yeter
b) Bana bu mu layık görülmüş?
c) Ben de beğenmeyeceği bir hediye alırım

8- Muhatabınız sizi sürekli eleştiriyor
a) Sebeplerini sorarım
b) Herkes kendisine baksın
c) İnsan sevdiğini eleştirir

9- Muhatabınız sizi hiç hoşlanmadığınız kimselere gitmek üzere davet etti
a) Gitmek istemediğimi söylerim
b) Bir bahane uydururum
c) Hatır için giderim

10- Muhatabınız aniden rahatsızlandı ve sizin de o gün bir yere sözünüz var
a) Randevumu iptal ederim
b) Rahatsızlığın derecesini sorarım
c) Başka bir yakınımı oraya gönderirim

DEĞERLENDİRME

16 puan ve altı 17-23 puan 24 puan ve üstü
Sevdikleriniz çok şanslı. Sevginin kıymetini biliyor ve sevdiklerinizi kaybetmemek için çaba sarf ediyorsunuz.
Hep veren taraf olmaktan ziyade biraz da almayı bekleyin çünkü sadece sizin verdiğiniz ilişkiler sizi çok çabuk yıpratır ve sevginizin azalmasına neden olur.

Bırakın karşı tarafta sizin kadar çaba sarf etsin ve sevgiyi hak etsin.

İnsanlara güvenemiyorsunuz. Unutmayın ki sizde bir insansınız. Herkes hata yapabilir insanları hatalarıyla kabul etmeyi öğrenmeniz de fayda var. İnsanın insana her zaman ihtiyacı vardır. Zor günlerinizde bir dost bulmak istiyorsanız, insanların zor gününde yanlarında olmalısınız. Sizi sevenler siz ne yaparsanız yapın sevmeye devam ediyorlardır ama biraz fedakarlık yapmayı deneseniz sizde o sevgiyi paylaşmış olursunuz.

Kendinizi çok sevdiğiniz inkar edilemez. En barışık olduğunuz şey de aynalar. Sevmek, sevilmek çok muhteşem duygulardır.

İnsanın kalbine ferahlık ve huzur verir. Elbette bu herkesle sevgi paylaşmanız anlamına gelmez. İnsanlarla bir şeyler paylaşmak, karşılıklı fedakarlıkta bulunmak, her an onu yaşamak, her an onunla olmak ve Varlığı sevmek Var edenden ötürü…

alıntı
12.31

2008

Ey Müslümanlar! Yılbaşı Gecelerinde Neyi Kutladığınızın Farkında Mısınız?

Ey Müslümanlar! Yılbaşı Gecelerinde Neyi Kutladığınızın Farkında Mısınız?

23 Aralık 2008 Salı Miladi yeni yılın başlangıcına sayılı günler kaldı. Her yılbaşında olduğu gibi bu sene de Müslümanlar 31 Aralık’ı 1 Ocak’a bağlayan gece için şimdiden hazırlıklarına başlamışlardır. Geceyi güzel geçirmek adına her şey önceden planlanır, eğlence (!) yerlerinde yer ayırtılır, hediyeler alınır, çocuklara bakıcılar ayarlanır. Maddi imkânları olmayan insanlarda gece için yiyecek ve içecek bir şeyler alıp geceyi evde geçirirler. O gece her şey güzel geçmelidir. Beklenen gece geldiğinde eğlenceler başlar. Kadın erkeklerin karışık olduğu ortamlarda dans edilir, içkiler içilir ve yeni yıla dakikalar kala bağrışmalar duyulur. Kadınlar erkekleri zinaya teşvik edecek şekilde giyinir ve kocası gecenin hatırına bu duruma ses çıkartmaz. İnsanlar adeta haram işlemek üzere birbirleriyle yarışırlar. Bütün bu yaşananlar bizlere cahiliye dönemini hatırlatmaktadır.
Kafirlerin akideleri gereği bu geceyi kutlamaları ve hayvanların seviyesine inecek şekilde eğlenmeleri gayet doğaldır. Ama işin üzücü yanı Müslümanların da bu geceyi kutlamalarıdır ve kafirler gibi hayvanların seviyesine inmeleridir. Aslına bakılırsa, Müslümanlar tam olarak neyi kutladıklarının bilincinde olmadıkları gibi yılbaşı kutlamalarını eski yılın sona erip, yeni yıla geçildiği 31 Aralık-1 Ocak gecesi yapılan eğlence ve faaliyetler olarak bilir. Ancak durum düşünüldüğü gibi değildir, aksine yılbaşı eğlenceleri ilk bakışta yeni yıla girişin kutlamaları gibi görünmesiyle birlikte Hıristiyan batılıların Noel bayramıdır. O halde Müslümanların neyi kutladıklarının bilincine ulaşması için yılbaşı gecelerinde neyin kutlaması yapıldığı ve Şer’an hükmünün ne olduğuna değinmekte yarar var.
Meselenin hükmünü açıklamadan önce ne olduğuna değinmek gerekir. Yılbaşı (25-31 Aralık), tarih başlangıcı olarak Müslümanlara ait değildir, Nasranîlere yani Hıristiyanlara aittir. Ve bu onların dini bayramıdır. Hz. Meryem’in oğlu İsa (a.s.)’ın doğum günü ve yeni yıl olarak inandıkları bu günlerde kafirler çılgınca ve oldukça sapık kutlamalar yaparlar. Bütün sokaklar ve evler ışıklarla, sözde Hz. İsa’nın heykelleriyle süslenir, kiliselerde özel partiler düzenlenir ve hediyeleşip, dini şarkılar söylenir. Aslında kış dönümünü kutlama âdeti çeşitli Asya ve Avrupa putperest (pagan) topluluklarında vardı. Tarihî kayıtlara uygun olmadığı halde Hz. İsa’nın doğduğu gün kilise tarafından 25 Aralık’a çekildi, eskiden beri yapılmakta olan kutlamaların Hıristiyanlığa dahil edilmesi hedeflendi. Ancak zaman içinde bu kutlamaya katılan diğer kiliseler aynı tarihte birleşmedi ve farklı tarihleri benimsediler. Yılbaşında yapılan Noel Yortusuna (Hıristiyanlığa mahsus bir ayine) adı karıştırılan Noel Baba (Aziz Nichola, Santa Claus) aslında; tarihî bir şahıs olarak bir Hıristiyan azizi (ermişi, velîsi)’dir. Zaman içinde bu azizin tarihi kimliği değiştirilmiş, kendisiyle ilgili birçok efsane uydurulmuş ve ilk defa 17. asırda Almanya’da Noel Yortusuna karıştırılmış, daha sonra bu uygulama Hıristiyan dünyasına yayılmıştır.
Hz. Îsa’nın doğum tarihine uygun olmamakla beraber onun doğumu bu tarihin başlangıcı olarak kabul edilmiş; bundan öncesi ve sonrası için “milattan (İsa’nın doğumundan) önce, ya da milattan sonra” denilmiştir.
Bizim inancımız Hz. İsa’nın Allah’u Tealanın Nebi ve Resulü olduğu yönündedir. Ki Allah’u Teala Nebi veya Resulleri arasında hiç bir ayırım yapmaz. Rabbimiz şöyle buyuruyor:
“…Allah’u Teâlâ’nın Peygamberlerinden hiçbiri arasında ayırım yapmayız…” (Bakara Süresi, 136, 285)
Hıristiyanların akidelerine baktığımızda durum tam tersinedir, onlar Hz. İsa’nın (haşa) Allah’u Tealanın oğlu olduğu hususunda sapık bir inanışları vardır. Oysa Rabbimiz şöyle buyurmaktadır:
“Allah, Meryem oğlu Mesih’tir” diyenler şüphesiz kâfir olmuşlardır.” (Maide 17)
“Allah, üçün üçüncüsüdür” diyenler şüphesiz kâfir olmuşlardır.” (Maide 73)
Kökeni itibarı ile dinsel bir tören olan Noel, Yunanistan ve özellikle Hıristiyan ülkelerinde şenlikler ile kutlanırken maalesef İslam beldelerinde de durum bundan hiç farklı değil, hatta bugün büyük meydanlarda şenliklere dönüştürülüyor. Ayrıca ‘Noel baba’ yalanlarıyla çocuklar kandırıldığı gibi, bu geceyi fırsat bilen sapık insanlar fuhuş pazarlığı yapmaktadır. Devlet bu durumun farlında olmasına rağmen sessiz kalmayı tercih etmektedir. Neden etmesin ki onların nezdinde vergilenmiş kazanç mübah değil mi?! Hatta bu devlet fuhuş sektörünün patroniçesi Manukyana vergi rekortmeni olduğu için ödül vermedi mi?!
Müslümanların bunların akidelerinden çıkan geleneklerini veya kültürlerini taklit etmeleri “Kim bir kavme benzerse ondandır” hükmüne muhatap olmalarına sebep olur.
Ahmed ve Ebu Davud’un rivayet ettikleri hadiste Rasulullah şöyle buyuruyor:
‘‘Her kim bir kavmi (bir topluluğu) taklit ederse, onlardandır.”


Başka bir hadiste:
‘‘(İnanç ve amelde) bizden başkasına benzeyenler, bizden değillerdir.” (Tirmizi)
Rasulullah’ın zamanına baktığımızda böyle bir kutlamaya rastlamak mümkün değildir. Hiç bir Resul’ün veya Nebi’nin doğum günleri kutlanmamış ve böylesi rezilliklerde görülmemiştir. Bu tür sapıklıklar ve rezaletler ancak cahiliye döneminde olmuştur. Ve bugün bizler, o günkü cahiliye dönemini görür gibiyiz.
Müslümanların bir kısmı yılbaşı kutlamalarının İslam’daki yerini araştırmadıkları gibi bir kısmı da bunun ne ayetlerde nede hadislerde geçtiğini bu yüzden bu işin helal olduğu düşüncesindedirler. İslam’i hüküm ve değerlendirmenin kaynağı vahiy (Kur’an ve Sünnet) olmakla beraber, bunların sınırlı olduğu, bir mesele hakkında ayet ve hadis olmadığı vakit yani doğrudan adını ve niteliklerini belirterek meseleyi hükme bağlayan bir nass yoksa ictihada başvurulur. Bu konuda müctehidler onların bildiği usule uygun olarak yapılan ictihad ile ulaşılan sonuçta/çıkan hükümde İslam’ın bir parçasıdır. İşte Müslümanları da bağlayan içtihadi meselelerde belirli bir müctehide tabii olmalarıdır.
Müslümanların kafirlerin bayramı kutlamada Diyanet’inde teşviki vardır.

‘‘… 1 Ocak’ta kutlanan yılbaşına gelince, böyle bir âdet her ne kadar Batı Hıristiyan toplumlarınca Noel ile birleştirilen bir kutlama olarak görülse de, miladi takvimi esas alan bütün uluslarca yeni yılın başlangıcı anısına kutlanan bir etkinliktir..”(2003 / Radikal)
Diyanet işleri Başkanı Ali Bardakoğlu 2006 yılında yaptığı açıklamada ise: “Yılbaşı kutlamaları evrensel kültürün bir parçasıdır, Hıristiyanlıkla ilgisi yoktur, dolayısıyla caizdir.” demişti.
Geçen sene ise yılbaşı öncesi, camilerde okunmak üzere bir hutbe yayınlandı. Hutbede, “Yılbaşı kutlaması İslam kültüründe yoktur. Ayrıca yılbaşı münasebetiyle içki, kumar ve benzeri haram fiillerin işlenmesi ise zaten günahtır. Dolayısıyla yılbaşı kutlamalarından uzak durun” biçiminde ifadelere yer verdiler. Anlaşılan Diyanetin bu konuda kafası oldukça karışık. Ama asıl mesele çelişkili konuşarak Müslümanların kafalarını karıştırmaktır.
30 Aralık 2005 tarihinde Bahçeköy Merkez Cami’inde, Cuma namazı çıkışında Müslüman bir kardeşimiz ‘Yılbaşı günü eğlence düzenleme, değişik yemekler ve kutlama yapmanın günah olduğu’ ifadelerinin yer aldığı belirtilen ‘Yılbaşı ve Müslümanlar’ başlıklı bildiri dağıtması sonucunda ‘Halkı kin ve düşmanlığa tahrik etmek’ suçundan tutuklandı. (Haber/vakit)
Diyanet her ne kadar bir caiz bir caiz değildir dese de hüküm ortadadır. Bu kafirlerin akidelerinden/kültürlerinden çıkmıştır ve kafirlerin kültüründen, hadaratından çıkan ne olursa olsun onu almak caiz değildir. Onu benimseyen küfre girmiş olur.
Rabbimiz şöyle buyuruyor:
“Rabbinizden size indirilene uyun. Ondan başka bir takım velilere uymayın. Siz pek az düşünüyorsunuz.” (Araf 3)
‘‘Artık Benden size hidayet geldiğinde, her kim Taha benim hidayetime tâbi olursa, o asla sapıtmaz ve bedbaht olmaz. Her kim de beni zikretmekten (anmaktan) yüz çevirirse, şüphesiz onun sıkıntılı bir hayatı olacaktır.” (Taha 123-124)
“Allah’ın haram kıldığını helal kılıyorlar, onların kötü amelleri kendilerine süslü ve güzel gösteriliyor.” (Tevbe 37)
Müslümanlar ne yazık ki, İslam’ı gereği gibi bilmemeleri sonucunda batıya özenti duymaktalar. Onlar gibi giyinip, onların sergiledikleri fiilleri uygulayıp onların kültürlerini, adetlerini taklit etmekteler. Bu durumu Rasulullah 1429 sene öncesinden bizlere anlatmıştır.
“Şüphesiz siz, sizden öncekilerin sünnetlerini (yaşam modellerini) karışı karışına takip edeceksiniz. Hatta onlar bir kertenkele kovuğuna girseler de siz yine onları takip edeceksiniz.”Denildi ki: “Ey Allah’ın Rasulü ! Yahudi ve Hıristiyanları mı kastediyorsunuz?” O’ da şöyle buyurdu: “Başka kim olabilir.”
Başka bir hadiste: “Onlardan biri hanımıyla yolda cinsî yakınlıkta bulunsa, siz de aynısını yapacaksınız!” (Câmiu’s-Sağîr, 2, 122)

Müslümanların bu günkü halini şair ne güzel dile getirmiş:

Bir elde kadeh! Bir elde Kur’an!

Ne helâldır işimiz, ne de haram!

Şu yarım yamalak dünyada,

Ne tam kâfiriz, ne de tam bir Müslüman!

Müslümana:

“Sen Hıristiyan mısın?” diye sorsan darılır.

Amma yılbaşında hindi, kaz; yemesine bayılır…

Çam deviren hindici, nasıl mümin sayılır…

Bilmiyoruz çoğumuz ne edip yapıyoruz:

“Batı, Batı” diyerek, eyvah! Hep batıyoruz!

Yaklaşınca her sene, öz yurdumda yılbaşı:

Yapılır milletime Frenkçe türlü aşı!..

Buna, ağlar ağacı; hem toprağı, hem taşı:

Müslümanız (!) onlarla, Noel de yapıyoruz.

“Batı, Batı!” diyerek, eyvah! Hep batıyoruz!..

Ey Müslümanlar uyanalım!
25 Aralıktan başlayan 31 Aralığı 1 Ocağa bağlayan geceye kadar yapılan bütün kutlamalar kafirlerin bayramıdır. Bizim bayramımız değildir. Buna rağmen halen kutlayacak mısınız??
Müslümanların Yevm-ul Fitr (Ramazan Bayramı) ve Yevm-ul Edha (Kurban Bayramı) olmak üzere sadece iki bayramı vardır. Allah’ın izni ve yardımıyla İslam Devleti kurulduğunda bu en büyük bayramımız olacaktır. Çünkü Devletimizin kurulmasıyla bütün bu cahillikler, bidatler, rezillik ve zillet son bulacaktır. Düşünün ki, bizler kendi bayramlarımızı unutup/bırakıp kafirlerin bayramını kutlayacak kadar acı bir duruma düşmüşüz. Bu durumdan hiç mi içimiz sızlamıyor? Bir gecelik zevk uğruna, Rabbimize vereceğimiz hesabı hiç mi düşünmüyoruz? Bu kadar battık mı?
Bugün bu rezilliklerin ve sapıklıkların yaşanmasının tek sebebi şuan hakim olan sistemden başkası değildir. İnsani vahşileştiren, hayvanların seviyesine düşüren bu kokuşmuş sistemin verdiği eğitimdir. Bu sistemden kurtulmanın yolu da bizim uyanmamız ve İslam’ın/Şeriat’ın gereklerine bağlanmada acele etmemizdir. O halde halen ne diye duruyoruz Ey Müslümanlar?!

Sümeyye AVCI
21.12.2008
12.29

2008

Yeni Yılımız Mübarek Olsun…

 

HİCRİ YILBAŞI

Yeni bir hicret yılına girmekteyiz.
1429 hicri yılını uğurlarken, 1430 hicri yılına kavuşmanın sevincini yaşıyoruz.

Yeni sayfaların açıldığı bu hicri senenin, bütün müslümanlar hakkında hayırlar getirmesini, zulüm altında inleyen kardeşlerimizin acılarının dinmesine ve bizlerin de İslami şuurumuzun artmasına vesile olmasını Cenab-ı Hakk (c.c.) ‘tan niyaz ederiz.

Muharremü’l Haram hicri senenin ilk ayıdır.

Bu mübarek ayda yapılabilecek amellerden bazılarını zikretmek gerekirse;

1. Muharrem’in 1-10. günleri arasında edilebilecek dua:

“Bismillahirrahmanirrahim”

“Allahümme entel Ebediyyü’l-Kadim,”

“Allahım,Sen Ebedi (sonu olmayan) - Kadim(öncesi olmayan)

el-Hayyü’l-Kerim,

Hayy (devamlı diri olan)-Kerim(cömert,ulu)

el-Hannanü’l-Mennan,

Hannan (çok acıyan)-Mennan(çok ihsan eden)’sın

ve hazihi senetün cedideh, es’elüke fihe’l-ismete mineş-şeytanirracim.

(bu yeni senede, beni şeytanın şerrinden korumanı)

Ve’l-avne ala hazihi’n-nefsi’l-emmareti bis-sui,

(nefsimin kötülüklerine karşı bana yardım etmeni)

Ve’l-iştiğale bima yukarribuni ileyke Ya Ze’l-Celali ve’l İkram.

(ve beni Sana yaklaştıracak işlerle meşgul etmeni niyaz ederim, Ey Celal ve İkram sahibi olan Allah’ım.)

Birahmetike Ya Erhamerrahimin.”

(Ey Merhametlilerin En Merhametlisi, bana Rahmetinle muamele eyle.)”

2. Muharrem ayının onuncu günü “Aşura” günüdür.

 

 

Sevgili Peygamberimiz(SAV) bugünü oruçlu geçirirlerdi.

Peygamberliği öncesinde de “aşure orucunu” tutmuştur.

Medine-i Münevvere’ye teşrif ettiklerinde yahudilerinde aynı gün oruç tuttuklarını gördü ve Müslümanlara 10 Muharrem’in önüne veya arkasına bir gün daha ilave edilmesini tavsiye buyurmuşlardır.

3. Aşura gününde (10 Muharrem);

* Eve çeşitli ve bol erzak almak,
* Muhtaçlara tasaddukta bulunmak,
* Komşu ve akrabaya ikramlarda bulunmak,

Gündüzünü oruçlu geçirip,gecesini de Kur’an okuyarak-namaz kılarak ihya etmenin ecre ve Cenab-ı Hakk’ın rızasına vesile olacağını unutmamalıyız.

Yine Muharrem ayının ilk “on” günü içerisinde, bir defaya mahsus olmak üzere, 2 Rekatta selam vererek, 6 Rekat namaz kılınması da tavsiyeler arasındadır.

Bu namazın, akşam ile yatsı namazları arasında kılınabileceği gibi, yatsı namazından sonra da kılınabileceği belirtilmiştir..

Namazın kılınışı şu şekilde tarif edilmiştir..

“Niyet eyledim Ya Rabbi rıza-i şerifin için namaza.”

(Kul hakkı geçmiş ise bu hakkın ödenebilmesi niyetiyle)

“Allahu Ekber”

1. Rekatta: 1 Fatiha Suresi.- 1 Ayetel Kürsi - 11 İhlâs Suresi

2. Rekatta: 1 Fatiha Suresi - 10 İhlâs Suresi

3. Rekatta: 1 Fatiha Suresi - 1 Tekasür Suseri - 11 İhlâs Suresi

4. Rekatta: 1 Fatiha Suresi - 10 İhlâs Suresi

5. Rekatta: 1 Fatiha Suresi - 3 Kafirun Suresi - 11 İhlâs Suresi

6. Rekatta: 1 Fatiha Suresi - 10 İhlâs Suresi

okunarak namaz tamamlanır ve duâ edilir..

Konumuza duâlar ile devam edelim;

“Bismillahirrahmanirrahim”

“Rabbena zalemna enfusena ve inlem tağfir lena ve terhamna lene kunenna mine’l-hassirin.”

“Ey Rabbimiz ! Biz kendimize zulmettik.Eğer bizleri affetmezsen ve bizlere acımazsan husrana uğrayanlardan oluruz.”

(A’RAF SURESİ: Ayet; 123)

“Bismillahirrahmanirrahim”

“Rabbic’alni mukimesselati ve min zürriyyeti Rabbena ve Tekabbel duae.
Rabbenağfir li velivalideyye velil mü’minine yevme yekumu’l-hisab.”

“Ey Rabbim; beni ve soyumdan gelen salih kimseleri,namazını dosdoğru kılanlardan eyle. Ey Rabbimiz duamı kabul eyle.

Ey Rabbimiz herkesin hesaba çekileceği günde, beni, anamı-babamı, ve bütün mü’min’leri affet.”

(İBRAHİM SURESİ: Ayet; 40/41)

“Bismillahirrahmanirrahim”

“Rabbi inni euzu bike en es’eleke me leyse li ve terhamni ekun mine’l-hasirin.”

“Ey Rabbim! Bilgim olmayan şeyi Sen’den istemekten Sana sığınırım. Ve eğer beni bağışlamazsan ve esirgemezsen,hüsrana uğrayanlardan olurum.”

(HUD SURESİ: Ayet; 47)

Hicri Yeni Yılımız Mübarek Olsun…

 

Peygamber Efendimizin en sevdiği yiyecek ve içecekler

Peygamber Efendimizin en sevdiği yiyecek ve içecekler

Ebû Hüreyre -radıyallâhu anh-’dan rivayet olunduğuna göre Nebî -sallâllâhu aleyhi ve sellem- hiçbir sûrette, hiçbir yemeği ayıplamamıştır. Canı isterse onu yemiş, istemezse yememiştir. Ama çeşitli rivâyetlerden, O İki Cihan Güneşi’nin bazı şeyleri daha fazla sevdiğini de öğrenmekteyiz:

 UN HELVASI
Cibril -aleyhisselâm-’ın Peygamber Efendimiz’e gece namazında, beline kuvvet vermesi için, un helvası yemesini tavsiye ettiği rivayet edilir. Âişe -radıyallâhu anh-’ın şöyle dediği nakledilir:
“Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- hiçbir taâma/yemeğe un helvası kadar sevinmezdi. Onu sever, kendisine ikram edilince de yüzünde ferahlık görülürdü.”
 

KABAK
Yine Hazret-i Âişe’den rivâyet edildiğine göre, Peygamberimizin sevdiği bir yiyecek de kabak idi. “Çünkü o, zikrullah esnasında kalbe rikkat verir.” buyururlardı. Vâsilet bin Eska’dan aktarıldığına göre Peygamber Efendimiz buyurmuşlardır ki:
“Kabak aşı yiyin. Kabak aklı artırır ve beyine kuvvet verir.”

ET
Peygamberimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:
“Et, dünya ve âhirette yiyeceklerin efendisidir.” buyurmuşlardır.
  

Peygamberimiz’in en çok koyunun kürek ve ön kollarının etini sevdiği rivayet edilir. Bir hadîs-i şerifte:

“- En iyi et, koyunun sırt etidir.” buyurmuşlardır.

Hayvanların sağ taraf etleri, sol taraf etlerinden daha üstün ve hafiftir. Et, işkembeden uzaklaştıkça değeri artar. Yine bir hadislerinde:

“Sizden biriniz çorba yapmak için et satın aldığında suyunu çok koysun. Zira yiyen kişi çorbanın içinde et bulamazsa, suyundan içer. Çünkü et suyu, iki etten birisidir.” demişlerdir.

 SİRKE:
Câbir -radıyallâhu anh- demiştir ki, bir defasında Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- ehline evde bir katık bulunup bulunmadığını sorduklarında:
“- Evde sadece sirke var.” denildi. Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- onu isteyip:
 

 “- Sirke ne güzel katıktır.” diye yemeye başladılar.

Câbir -radıyallâhu anh-; “Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’den bu sözü işiteli beri sirkeyi severim.” demiştir.

  

HURMA
Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz, kendisine tatlı veya koku ikram edildiğinde geri çevirmezlerdi. Nebî -sallâllâhu aleyhi ve sellem- hurmayı çok sever, tek adetle yer ve çekirdeğini baş ve orta parmaklarıyla tutar ve çıkarırdı. Yine yaş hurmayla acuru birlikte yedikleri olurdu:
“- Kim her sabah yaş hurmadan aç karnına yedi tane yerse, o gün ona zehir yahut sihir zarar vermez.” buyurmuşlardır.
 
Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- hurmanın yaşına da, kurusuna da bereketli olması için duâ etmiştir. Hurmanın yaşını kurusuyla yemek de sünnettir.

 BAL
Peygamber Efendimiz buyuruyor:
“- Üç şeyde şifa vardır: Bal şerbeti içmekte, kan aldırmakta ve dağlama yaptırmakta, fakat ben dağlamayı sevmem. Bal, bütün hastalıklara şifâdır. Çünkü yetmiş peygamber onun şifası ve bereketine dua etmişlerdir.”
 

 Yine Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- buyuruyor:

Her ayın üç günü sabah bal yiyen kimseye büyük bir hastalık gelmez, felçten uzak kalır.”

 Ebû Hüreyre -radıyallâhu anh- anlatıyor:
Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- buyurmuştur:
 

 “Bir kimse her ayda üç gün şafak vakti aç karnına bal yese o ay içinde hastalıklarla ilgili belâlardan ve âfetlerden emin olur.”

ÜZÜM
Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- üzümün yaşına da, kurusuna da bereketli olması için duâ etmiştir. Üzüm, en sevdiği meyvelerden biridir. Üzümü, salkımının altından başlanarak yenmesinin sünnet olduğu rivayet edilir.
Ziyad b. Ebi Hind anlatıyor: Peygamber Efendimize kuru üzüm gönderdi, bunun üzerine şöyle buyurdu:

“Kuru üzüm ne güzel yiyecektir. O sinirleri sağlamlaştırır, hastalıkları giderir, kızgınlığı sakinleştirir, ağız kokusunu güzelleştirir, balgamı keser, benzi hoş eyler.”

KARPUZ
Karpuz da Efendimiz’in en sevdiği meyvelerdendir. Hazret-i Âişe -radıyallâhu anha- Peygamberimizin karpuzla yaş hurmayı birlikte yiyip şöyle buyurduğunu nakleder:
“Hurmanın harâretini karpuzun soğukluğuyla, karpuzun soğukluğunu da hurmanın hararetiyle kırıp gideriyoruz.”

Karpuzun yemekten önce yenmesi tavsiye edilmektedir.

 SÜT
Peygamber Efendimiz sütü severdi. Şöyle buyururdu:
“Yüce Allah bir kişiye süt ikram ederse, o kimse sütü içeceği zaman; Allâh’ım bize bu sütü bereketli kıl, bize daha çok süt ihsan et diye duâ etsin. Çünkü yiyecek ve içeceklerin yerini tutan, açlığı ve susuzluğu gideren sütten başka bir gıda bilmiyorum.” demiştir.
 

 Yine şöyle buyurduğu nakledilmiştir:

“Sizlere inek sütünü ve sütünden meydana gelen yağını tavsiye ederim, etinden sakınınız, zira sütü devadır, ancak eti bazen dert olabilir.”

Peygamber Efendimiz, koyun sütü de içerlerdi; fakat koyun sütü ağır olduğu için bir miktar su karıştırırlardı.

 SÜTLÜ BULAMAÇ
Arpa ve buğday ununa yağ ve süt karıştırılarak pişirilen bir nevî muhallebidir. Peygamberimiz:
“Gerçekten sütlü bulamaç, hastanın midesini kuvvetlendirip rahatlatır, bazı üzüntülerini de giderir.” buyurmuştur.
 

 Sütlü bulamaçla ilgili Hazret-i Âişe -radıyallâhu anha- şöyle demiştir: “Bir defasında göğsümde bir sertlik ve başımda bir ağrıdan dolayı Rasûlullah’a şikâyette bulundum. O da:

“- Ey Âişe, sana sütlü bulamacı tavsiye ederim, zira sütlü bulamaç bu şikayetlerini giderir.’” buyurdu.

Hatta ehl-i beytten biri hastalanınca, ocaktan bulamaç tenceresi hiç inmezmiş, ta ki o hasta iyileşene veya ölene kadar..

 SU
Peygamberimizin içeceklerden en çok sevdiği ise, soğuk ve tatlı olanı idi.
Peygamberimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- özellikle yolculuklar sırasında ashâbına su dağıttırırdı. Bir yolculuğu sırasında Efendimiz bir yerde durmuş ve yanındakilerden su istemiş, elini ve yüzünü yıkadıktan sonra, sudan içmiş ve yanındaki sahabelerine de:
 

 “- Siz de yüzünüze, boynunuza bir miktarını dökün.” buyurmuştur.

Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem- su içtikten sonra şöyle duâ etmiştir:

“Rahmetiyle suyu tatlı olarak yaratan, acı ve tuzlu yaratmayan Allah’a hamd olsun.”
Peygamber Efendimiz bir başka hadîs-i şerifinde ise, su için şöyle buyurmuştur:
“Allah suyu temizleyici olarak yarattı. Tadını, rengini veya kokusunu değiştiren maddeler dışında hiçbir nesne onu pislemez.”

O peygamberler sultanının sevdikleri, hoşlandıkları, bizim de sevdiklerimiz ve hoşlandıklarımızdır elbette… Allâh’ın bu nimetlerini, hem Rabbimizin bir ihsanı olarak, hem de Peygamber Efendimiz’in sevdiği yiyecekler niyetiyle yersek inşaAllah her bir yudumu, her bir lokması ibâdet ve şifâ olur.

 (Şebnem-Aylık Kadın ve Aile Dergisi)

 

 

 

 

 

 

 

 

 

12.17

2008

Sıkıntılarınıza İslam kültürüyle bakabiliyor musunuz?

Sıkıntılarınıza İslam kültürüyle bakabiliyor musunuz?

- Kim zerre kadar hayır işlerse karşılığını görecektir. Kim de zerre kadar şer işlerse cezasını çekecektir! Bu mealdeki ayetlerin gelişinden sonra bazı hassas insanlar Efendimiz (sas) Hazretleri’ne gelerek:
- Ya Rasulallah, derler, ne olacak bizim halimiz? Kim zerre kadar günah işlerse cezasını çekeceği bildiriliyor. Bizler ise günahtan hali olamıyoruz. Zerresinin de ahirette karşılığını göreceksek nasıl dayanacağız biriken bunca günahların cezasına?
Aleyhissalatü vesselam Efendimiz’in rahatlatıcı cevabı şöyle olur:

- Siz hayat boyunca hiç hastalanmıyor musunuz? Sıkıntı ve üzüntülere maruz kalmıyor musunuz?

- Evet kalıyoruz, derler. Hayat boyu hastalandığımız da oluyor, sıkıntı ve üzüntülere maruz kaldığımız da.

- İşte der, maruz kaldığınız o hastalık ve üzüntüler işlediğiniz bazı günahların cezasını teşkil eder. Dünyada çekilen sıkıntı ve istemeden maruz kalınan zorluklar bazı günahların kefareti yerine geçer. Şayet sıkıntı içindeki sevapları, mükafatları düşünerek sabreder de şikâyetçi olmazsanız!.

Bu açıklamadan sonra rahatlayan soru sahipleri, artık maruz kaldıkları sıkıntı ve zorluklardan ‘İnşallah günahlarımızın kefareti yerine geçer, affımıza vesile olur.’ diyerek dayanma gücü kazanmışlar, aşırı gerginliğe girmemişlerdir.

Demek ki zerresini dahi zayi etmediği günahları cezasız bırakmayan Allah (cc), maruz kalınan hastalıkları, sıkıntı ve musibetleri bu günahların cezası yerine kabul etmektedir. Böylece inanmış insanlar, kurtulamadıkları bazı günah ve kusurların cezasını burada çekmekte, ahirete tehirinden de kurtulmuş olmaktalar.

İşte bundan dolayı, hayata İslam kültürüyle bakan insanlar, başına gelen hastalık ve zorluklardan sonra, inşallah günahlarımın affına sebep oluyor, diyerek gerginlik duygusuna girmez, hep sabır içinde şükretme huzuru duyarlar, şikâyete yönelmezler.

Zaten inanmış insanlara günahlarının cezası çoğunlukla dünyada gelir, ahirete tehir edilmez. Bu, Allah’ın onları yine sevdiğinin ve koruduğunun da işareti olur. Eğer bir kula bunca günah ve isyanlarına rağmen bir sıkıntı ve zorluk gelmiyor, bir ikaza maruz kalmıyor da, şımarıklık ve günahkârlığını devam ettiriyorsa, cezası mahşere tehir ediliyor demektir. Asla hayrına değildir burada cezasız kalması, isyan ve tuğyanına da devam etmesi.

Bu sebeple imanlı insanlar, başlarına gelen musibetlerden dolayı hep sabretmiş, ahirete tehir edilmeyip de dünyada verilen bir uyarı olarak yorumlayıp teslimiyetlerini sürdürmüş, böylece İslam kültürüyle baktığı hayatında hep mutluluk duymuşlardır.

Efendimiz, imanlı insanın duyduğu bu mutluluk anlayışını hiç unutulmayan şu özel ve güzel hadisiyle izah etmiştir:

- İmanlı insanın anlayışına hayret edilir. Çünkü üzülecek bir musibete maruz kalsa sabreder kazanır; sevinecek bir nimete nail olsa şükreder yine kazanır. Böylece imanlı insan, hayatındaki her olayı hakkında hayra çevirir. Ya sabreder kazanır, ya şükreder kazanır. Her iki halde de hep kazanır, hiç kaybetmez. Bundan dolayı hayata iman gözlüğü, İslam kültürüyle bakanlar hali hep kazançlı olur:

- Ya sabreder kazanır, ya da şükreder kazanır.

İşte biz bu bakışa, ‘Hayata İslam kültürüyle bakış!’ diyoruz. Musibete maruz kalanlara yıkılmama gücü veren bakış.

- Yeter ki olaylara İslam kültürüyle bakmasını bilsin, bunu bir teselli değerlendirmesi sanmayıp gerçeğin kendisi olduğunun farkında olsun.

 

Ahmed Şahin